İstanbul’un Martıları

Eğer İstanbul’un sahilde isen ve (simidini paylaşacak) bir arkadaş arıyorsun, ben senin için buradayım. Sadece bir simit parçası ile beni çağırabilirsin. Benim ismim Martı. Daha çok balık yiyen cinsten bir kuşum ama bir iki simit dokunmaz.

Hatırlıyor musun annen hep “Kuşlar bana haber verdi” derdi ya, işte o işi biz yapıyoruz, havada fiyakalı uçuş yaparken simidi yakalamak dışında önemli dedikoduları da taşırız.

Boğaz hep mavi… sabahları ve akşamları farklı mavi tonlara bürünür ama benim en sevdiğim mavi tonu öğlen 3’te… neden mi? Çünkü öğlen 3’te bir sürü feribot Boğaz’da gezintiye çıkar ve simit parçası yakalama şansım artar.

Turistler hep kayıptalar. Özellikle bana nasıl simit atmayı bilmediklerinde! Türk kültürünü öğrenmeleri gerek… Bütün yaptıkları şey… fotoğraf çekip, simitlerini benimle paylaşmamak!! Turdaki zamanlarını nasıl da israf ediyorlar.

Küçük çocukların benim havada uçuşumu seyretmelerini seviyorum… sanki onlara gösteri yapıyormuşum gibi geliyor. Ama özellikle benim hikayemi yazan bu insanı seviyorum çünkü hayatında hiç simidini bizimle paylaşmamış olsa da… eminim ki bir daha ki sefer paylaşır.

Bir defa daha hatırlatıyorum… Eğer sahildeysen ve simidini paylaşmak için bir arkadaş arıyorsan, lütfen bizimle paylaş!

Reklamlar

Zehir

Senin için sakladığım boş bir tuvalim vardı. Senin rengini tutturmak için boya ekliyorum ve karıştırıyorum. Arkaplanın rengini seçerken kararsız kaldım. En çok hangi renk yakışır sana? Bütün bu farklı renkler arasında… en çok zehir rengi seni betimliyor…

Neden seni daha önce hiç gitmediğin yerlerde arıyorum? Haliç çok gürültülü ve kalabalık ama seni burada hayal ederken huzur içinde hissediyorum… O yüzden bütün planlarını iptal et ve senin adımlarının beni takip etmediği yerleri ziyaret et… Beni kurtar… Yolculuğuma renk kat…

Sadece tutacağın sözleri ver. Benim fotoğrafımı ben gülümserken çek… ama bil ki eğer gidersen bir daha o şekilde gülmeyeceğim. Senin gideceğini bile bile senden beni ziyaret etmeni istemem üzücü… Ama hepimiz birer ziyaretçi değil miyiz? Biz sadece kaçamadığımız yerlerde uzun kalırız…

Ama içimde bu ateş varken neden burada kalayım? Dünyadaki hiç bir ateş beni yakamadı… senin aşkın kadar…

Tek Taraflı Aşk

Dün günlük tutmaya başladım ve bir kez bile senden bahsetmedim. Sen günlüğümle bile paylaşmadığım sırrımsın… Çok kişiyle konuştum ve onlar hakkında konuştum ama senin ismin bir günah… o konuşulmayan bir yasak aşk.

Aşk işe karışınca her şey değişir… aşk acısı ve nedensiz mutluluk ile birlikte girerler hayata. Onlar zaten en iyi arkadaştır.

Seni sevmek…

En başta tıpkı… Çiçeklerle dolu bir bahçeye gözlerini açmak gibi… çoğunlukla kırmızı gülleri olan ve onların fısıldayarak şarkı söylemeleri dikkat çeker. Ah, senin sesin hep bana neşe getirir!

Bir süre sonra tıpkı… Bir ipin iki ucunu çekmek gibi… Çekmek, çekmek ve koparana kadar çekmek. Bundan önce hiç bu kadar güçlü bir gerginlik hissetmemiştim.

Bazı günlerdeyse tıpkı... Bulutlu bir kış sabahına gülümseyerek uyanmak gibi.

Yalnız olduğumdaysa tıpkı… Her gece camdan dışarı kapımın önündeki boşluğa bakmak gibi.

Kaybolduğumdaysa tıpkı… Yabancılarla dolu olan bir kalabalıkta tanıdık bir yüz aramak gibi.

Her şey soğuk ve tatsız olduğundaysa tıpkı… Sonbaharda eldiven giymek gibi.

Seni özlediğimdeyse tıpkı… Dünlerin tozlarıyla ve yarınların simleriyle boğulmak gibi.

En sonundaysa tıpkı… sesinin “Yeniden başlamak için çok geç değil.” derken yankılanması gibi.

O yüzden düşündüm de belki… eğer senin ismini söylemezsem, senin gerçekliğin sadece hayallerimde yaşar ve sadece yalnız kaldığımda senin ismini fısıldarım.

Papatya Masumiyeti

Seni kıran birini nasıl affedersin? Ruhuna yapışan şeylerden nasıl kurtulursun? Mazinin üstündeki tozlarını nasıl üflersin? Nasıl ateş püskürmeden nefes verirsin?

Her minik detay, her minik kayda değer an… Ama bunların hepsi affetmeye değer mi ki?

Papatya benim için masumiyetin ve bağışlanmanın sembolü.

Bu yüzden bu papatyaların bizi düzelteceğini sadece umabilirsin… Söz vermiyorum.

Her şeyi aceleye getiriyoruz, bağışlanmayı bile. Nankör olduğumuz kadar, tekrar hatalar yapmamızı bekleyen insanlara karşı nazik olmayı unutuyoruz. Bazı hatalar unutulmaz, bazıları da affedilemez.

İlk önce iyi haberi mi duymak istersin yoksa kötü haberi mi?

Eğer ilk önce iyi haberi duymaya dayanamıyorsan… peki neden sabırlı olduğunu iddia ediyorsun? Sen daha kendi mutlu sonunu beklemeyi bile bilmiyorsun…

 

09. 08. 2017

Kelime Hırsızı

Kelimelerin üzerine çizgi çekmek. Kelimelerin altına çizgi çekmek. Kelimeleri değiştirmek. Kelimelere kelime eklemek. Kelimeleri silmek. Bulmacaları çözmek. Bunların hepsinde iyiydin.

 

Ama bunların dışında bir konuda en iyiydin, başkalarının kelimelerini çalmakta!

 

Öğrendiğim her kelimenin sonuna her seferinde bir kelime daha ekledin. Bana cümlelerin nasıl hem anlamsız hem de satırların arasında bulunca daha çok anlamlı olduğunu öğrettin. Harfler yer değiştirdiğinde bana görmem için yardımcı oldun. Artık saklanmak istemediğime karar verdiğimde yanımdaydın. Ama kelimelerin benim kelimelerime karşıydı. Sen beni kandırdın ve ben pişman olduğundan emin oldum.

 

Sen bir bulmacaysan ben de bir labirent.

 

Duydum ki kasabayı terk etmişsin. Bu beni hem mutlu etti hemde üzgün. Neden mi? Çünkü az da olsa içimden bir ses bunun gerçek olmadığına inanmak istiyordu. Elveda demeden çekip gitmezsin değil mi? Yoksa gider misin?

 

Ertesi hafta fırına girdiğini gördüm. Sen beni görmeden yanından geçip gitmek istedim ama başarılı olamadım… bana seslendin. Yürümeye çalıştım ama kolumdan tam vaktinde tuttun. Yüzümde kızgın bir ifade vardı, sende ise mahcup bir ifade. Bana hatrımı sordun ama sana cevap vermedim. “Beni özledin mi?” dedin ve suratına doğru haykırarak güldüm. Küstahlığım seni şaşırttı. Bir kaç saniyelik sessizlikten sonra sana, “Neden geri geldin?” diye sordum ve sen, “Seni görmeye” diyerek yalan söyledin. Sana gülümsedim ve “İyi, şimdi gidebilirsin” dedim ama sen gitmedin.

 

Aksine kasabadan çekip giden ben oldum ve bir daha da dönmedim… ve eminim ki hikayemizin senin ağzından dinlenmesi daha doğru olur çünkü masallar kahraman çekip gitse bile yaşıyor…

 

07. 02. 2017

İçsel Güzellik

Yağmurlu bir günde ümidimi kaybettim,

Sen parçalarını dün buldun,

Sessizliğin ayağımın altındaki cam kırıkları,

Sen yaz sıcağında bulduğum incisin.

 

Çakıllar, deniz kabukları ve çokca kum,

Yere düştüm ve elini uzattın,

Tıpkı sonbaharda dökülmüş yapraklar gibi,

Rüzgara kapılmış farklı bir şekilde dans ediyor.

 

Yalnız ruhların ormanında kaybolmuş,

Doğanın güzelliğinin çağırdığı yer.

Çok uzun zaman önce sende parlak bir ışık gördüm,

Güzelliğini bırakmam mümkün olmayan.

 

Her adım attığımda benden uzaklaştı,

Orada durdum ve bir yol bulmaya çalıştım,

Ne kadar koşturduysa, o kadar kovaladım,

Ne kadar parladıysa, o kadar hayretle baktım.

 

Nefret ve ihanetin üstünden geldin,

Ölüm onu aldı götürdü ama ben buradayım,

Bana içsel güzelliğinle ilham verdin,

Sana sadece sadık kalarak borcumu ödeyebilirim.

 

07.01.2013

Bir Kez Daha Yarım Yamalak Gidiyorsun

9 Nisan 1988

Bir kez daha yarım yamalak bir şekilde daha önce gitmediğim bir yere gidiyorsun. Canımı sıkan şeyler var ama sanırım henüz paylaşmak için yeterince güçlü değilim. Gece gündüz yaptıklarını düşündüğümden değil. Her saniye seni özlediğimden de değil. Sadece çok uzun zamandır hislerimi yazmaktan çekiniyordum. Hayatımdaki en önemli olan amaçlarıma ve hedeflerime ulaşmama yakın olduğumu söyleyebilirsin ama sen ortalıkta olmadıkça seninle dertleşemedikçe bunların ne anlamı var ki? Her seferinde her şeyi arkanda bıraktıp çekip gidiyor musun? Yoksa arada sırada geri geldiğin oluyor mu? Bana ikinci şansımı verebilecek misin? Lütfen eve geri dön…

30 Kasım 1991

Bir kez daha yarım yamalak bir şekilde benim olmadığım bir yere gidiyorsun. Mektuplarımı okuyor musun bilmiyorum, şöminende yakıyor bile olabilirsin. Bu hoş olmaz tabi. Umarım benim mektuplarımı umursamamazlık yapmıyorsundur. Belki adresini yanlış yazmışımdır, belki mektupların kaybolmuştur. Umarım mektuplarımı gerçekten okuyorsundur. Seni çok fena özledim. Biliyorum bana senin dönüşünü çok erken beklememem gerektiğini söylemiştin ama erken dememiz için yeterince vakit geçmedi mi? Umarım gelebileceğin en yakın zamanda eve dönersin. Sana bir sürprizim var!

2 Aralık 1999

Bir kez daha yarım yamalak bir şekilde benim en çok hayal edip gitmek istediğim yere gidiyorsun. Bazıları sana gezgin diyebilir ama ben henüz okyanusu göremedim. Eskiden hep çok gezeceğimi ve gerçek hayat maceraları yaşayacağımı düşünürdüm ama sanırım satır arasında kalmaya mecburum. Kitaplar beni ya delirtmekten kurtarabilir ya da delirtebilir. Senin yazdığın mektuplara ne demeli peki? Mektupların hatıra niyetine bıraktığın ama aslında açtığın o yaralar kadar derin olabiliyor. Arkadaşlarım sürekli senin hakkında fazla iyimser düşündüğümü söylüyorlar. Bunu doğru bulmuyorum çünkü eğer sen olmasaydın yaşadığım şu hayatı yaşamaktan korkardım. Bana hayatı yeni bir şekilde görmeme yardımcı oldun. bazen korkutucu olabiliyor ama artık korkmuyorum. Hayatta en korkunç şeylerle karşılaştım… Seninle tanıştım, bundan daha tehlikeli bir şey var mı?

17 Mayıs 2004

Bir kez daha yarım yamalak bir şekilde benim daha önce duymadığım bir yere gidiyorsun. Arkadaşlarım seni unutmam için sürekli bir doktordan bahsediyorlar… ama ben seni unutmak istemiyorum. Gerçi ne istediğimi anlamak da zor. Seni tanıyana kadar ne istediğimi bende bilmiyordum… gerisi hep seninle alakalıydı. Kendimi unuttum, seni hep kendimden önce düşündüm. Sen benim için o kadar önemliydin ki, senin dediğin her şeye inandım. Senin yalanlarına da inandım. Senin sırlarını sakladım ama. Polisler bana seni en son ne zaman gördüğümü sorduklarında yalan söyledim. Yapmamalıydım. Geçen ay memleketine dönüceğini biliyordum. Kendime bile ihanet ettim, sırf seni korumak için. Tehdit yoktu. Bunu sırf hiç bir şey hak etmeyen kötü birini sevdiğim için yaptım. Her şeye rağmen seni yinede unutmak istemiyorum.

24 Ağustos 2015

Bir kez daha yarım yamalak bir şekilde benim artık özlemediğim bir yere gidiyorsun. Bazen senin nasıl biri olduğunu unutuyorum. Yüzünü artık hatırlamıyor olmam komik. İsmin dilimde sanki yabancı birine aitmiş gibi geliyor. Arkadaşlarımın bahsettikleri doktor artık beni tedavi ediyor. Bir kedi sahiplendim ve ona en nefret ettiğin şeyin adını verdim. Mor çizgili kırmızı kravatını yaktım. Hatta sahip olduğun her şeyi yaktım. Artık eve geleceğinden ümidim yok. Artık hiç bir beklentim yok. Eski halimden daha güçlüyüm. Daha bilgiliyim. Daha iyiyim. Sana artık ihtiyaç duymuyorum.

15 Şubat 2016

Bir kez daha yarım yamalak bir şekilde bütün ruhların gittiği yere gidiyorsun. Haberleri duyduğumda hiç şaşırmadım. Allah’tan kaçamayacağını biliyordum çünkü. Beni ve binlerce insanları kandırmış olabilirsin ama hakikat ortaya elbet çıkacak. Bunun bir son olduğunu düşünebilirsin ama bana bir özür borçlusun. Özür dilemezsen itiraf edeceğim. Artık fikirlerimi değiştiremezsin. Sen ölüm döşeğinde olabilirsin ama ben daha önce kendimi bu kadar dinç hissetmemiştim. İntikam iyi bir şey değil ama bu zamana kadar çok sustum. Artık kızımıza senin hakkında yalan söyleyemiyeceğim. Senin nerede olduğunu bilmek onun da hakkı. Belki seni ziyaret eder, o bunun kararı ama ben ziyaret etmeyeceğim. Çok zor günler geçirdim ve hayatımı mahveden biriyle göz göze gelemem. Umarım hayatını pişmanlık olarak görüyorsundur çünkü ben senin yüzünden hayatımı heder ettim…