Dilek Listeleri ve Hayaller

Bir kız ne ister? Çiçekler mi, çikotalar mı? Yoksa kitaplar mı?

Bu kız ne ister? Vaatler ve üstüne serpilmiş mutluluk.

Beni beğenilmemiş yemek gibi tabağında parçalara ayırıyorsun… Peki beni yemeyeceksen neden beni kesiyorsun? Belki de kaybolmuş parçalarımla bir daha bütün olmayacağım ama sadece bir parçayı geri istiyorum, huzurumu….

Yüreğimdeki bu ateş kötü hatıralarımı küle çevirebilir mi?

Unutulmuş doğum günleri ve üflenmiş mumlar

Dilerim, dilerim ki… sadece dileyebilirim. Dilek listemde hangi yerleri sildim?

Londra, Paris mi yoksa sadece bizi mi?

Sarılmalar, çilekler ve şampanyadan bulutlar. Her şeyin içi sensiz boş.

Bir kız ne ister? Ağaçlarla dolu bir bahçede bir gül gibi sevilmek…

Bu kız ne ister? Geçtiği bu tünelin sonunda parlak bir ışık…

Bir kaç saatten fazla süren bir mutluluk…

Unutamayacağı bir yüz…

Yüzünden eksik olmayacağı bir gülüş…

Bu kız ne ister?

O’nu.

13.12.2017

Reklamlar

Sonbahar’da Aşk

Minik havai fişekleri, minik havai fişekleri

Sanki ellerimde tutuyorum

Nabzım ve irileşmiş gözbebeklerim

Sakinleş de düşüneyim…

Minik kelebekler, minik kelebelekler

Sinir krizleri ve çocuksu kıkırdamalar

Yağmurlu günler ve kuruyan yapraklar… Sonbaharı zoraki bir gülüşle karşılıyorum. Soğuk kahvelere elvede demekle yeni bir mevsime içimi ısıtan tarçınlı sıcak kahvelere merhaba deme arasında kalıyorum.

Sevmediğim şu kazak sezonu… sanki seninle daha çekilebilir hâle geliyor. Yazdan kalan mayo izleri ve dondurma hayalleri… Özlediğimiz günlerden kartpostallar ve tozlu raflarda hatıralar… Eski dostların çerçeveli resimleri artık çekmecelerde saklı… Bu yalnız kalmış çorap tekini aramakta ümidini çoktan kesti.

Senin için oyduğum balkabağı için sarı ruj… Gözleri için kalpler, ağızı için sivri dişler… sevgim seni korkutuyor mu? Bir mum yakacağım belki de şöminenin önünde oturacağım ama hiç bir şey senin beni geceleri kucaklaman gibi ısıtmıyor.

Bu sonbahar iz bırakmadan gidip geçecek mi yoksa tekrardan herkesin sonbaharda aşık olduğu gibi aşık mı olacağım? Sonbaharda aşık ol ki hatırla… havai fişekleri tek yaz akşamları için değil, ilk defa el ele tutuşanlar için de…

 

28.10.2017

Unutulmuş

Bir şişe mürekkep… bir şişe boya

Bir şişe de unutmak için

Ellerimde mürekkep… Dişimin arasında fırça

Hatırlanacak mıyım?

Sana aşkımı ispat etmem için ne kadar karalamam gerekiyor? (Boyanmak için can atan) Boş tuvallere kaç tane fırça vuruşları gerek? Unutalacak kaç tane sözcük fısıldamalıyım? Bu sırrı daha fazla saklayamamam için kaç gün daha? Kaç kilometre daha uzaklaşacaksın benden? Aşkım büyüyecek mi yoksa küçülecek mi? Unutacak mıyım yoksa vaz mı geçeceğim? Hangisi daha iyi? Hangisi daha az acıyor? Yaşayacak mıyım?

Beni hatırlayacak olanların az olması üzücü… Belki de sanatımı paylaşmaya bu kadar uğraşmamam gerek. Onları sadece bir deftere yazmalıyım ve bir gün dramatik bir şekilde öldüğümde o yazılarımı yayımlarlar. Ama ya kimse o defteri bulamazsa? UNUTALACAĞIM! Bu bir trajedi.

Eserlerimi göremeyecek olan kütüphanelerde sadece bir toz parçasından başka bir şey olamam. Zamanla sararan yapraklar olabilirdim… Arada sırada raflara dokunan parmaklar, belkide sırf arka kapağımı okuyacaklar ama hayır… Ben sadece hayatta anlamı olmayan minicik bir toz parçasıyım… Bir zamanlar sesim vardı ama artık o susturuldu. Belki sesimi duydun ama hatırlayacak mısın? Şimdilerde sessizliğim yokluğumu lanetliyor… Güzel bir şey olabilirdim.

 

13.01.2018

İstanbul’un Martıları

Eğer İstanbul’un sahilde isen ve (simidini paylaşacak) bir arkadaş arıyorsun, ben senin için buradayım. Sadece bir simit parçası ile beni çağırabilirsin. Benim ismim Martı. Daha çok balık yiyen cinsten bir kuşum ama bir iki simit dokunmaz.

Hatırlıyor musun annen hep “Kuşlar bana haber verdi” derdi ya, işte o işi biz yapıyoruz, havada fiyakalı uçuş yaparken simidi yakalamak dışında önemli dedikoduları da taşırız.

Boğaz hep mavi… sabahları ve akşamları farklı mavi tonlara bürünür ama benim en sevdiğim mavi tonu öğlen 3’te… neden mi? Çünkü öğlen 3’te bir sürü feribot Boğaz’da gezintiye çıkar ve simit parçası yakalama şansım artar.

Turistler hep kayıptalar. Özellikle bana nasıl simit atmayı bilmediklerinde! Türk kültürünü öğrenmeleri gerek… Bütün yaptıkları şey… fotoğraf çekip, simitlerini benimle paylaşmamak!! Turdaki zamanlarını nasıl da israf ediyorlar.

Küçük çocukların benim havada uçuşumu seyretmelerini seviyorum… sanki onlara gösteri yapıyormuşum gibi geliyor. Ama özellikle benim hikayemi yazan bu insanı seviyorum çünkü hayatında hiç simidini bizimle paylaşmamış olsa da… eminim ki bir daha ki sefer paylaşır.

Bir defa daha hatırlatıyorum… Eğer sahildeysen ve simidini paylaşmak için bir arkadaş arıyorsan, lütfen bizimle paylaş!

Zehir

Senin için sakladığım boş bir tuvalim vardı. Senin rengini tutturmak için boya ekliyorum ve karıştırıyorum. Arkaplanın rengini seçerken kararsız kaldım. En çok hangi renk yakışır sana? Bütün bu farklı renkler arasında… en çok zehir rengi seni betimliyor…

Neden seni daha önce hiç gitmediğin yerlerde arıyorum? Haliç çok gürültülü ve kalabalık ama seni burada hayal ederken huzur içinde hissediyorum… O yüzden bütün planlarını iptal et ve senin adımlarının beni takip etmediği yerleri ziyaret et… Beni kurtar… Yolculuğuma renk kat…

Sadece tutacağın sözleri ver. Benim fotoğrafımı ben gülümserken çek… ama bil ki eğer gidersen bir daha o şekilde gülmeyeceğim. Senin gideceğini bile bile senden beni ziyaret etmeni istemem üzücü… Ama hepimiz birer ziyaretçi değil miyiz? Biz sadece kaçamadığımız yerlerde uzun kalırız…

Ama içimde bu ateş varken neden burada kalayım? Dünyadaki hiç bir ateş beni yakamadı… senin aşkın kadar…

Tek Taraflı Aşk

Dün günlük tutmaya başladım ve bir kez bile senden bahsetmedim. Sen günlüğümle bile paylaşmadığım sırrımsın… Çok kişiyle konuştum ve onlar hakkında konuştum ama senin ismin bir günah… o konuşulmayan bir yasak aşk.

Aşk işe karışınca her şey değişir… aşk acısı ve nedensiz mutluluk ile birlikte girerler hayata. Onlar zaten en iyi arkadaştır.

Seni sevmek…

En başta tıpkı… Çiçeklerle dolu bir bahçeye gözlerini açmak gibi… çoğunlukla kırmızı gülleri olan ve onların fısıldayarak şarkı söylemeleri dikkat çeker. Ah, senin sesin hep bana neşe getirir!

Bir süre sonra tıpkı… Bir ipin iki ucunu çekmek gibi… Çekmek, çekmek ve koparana kadar çekmek. Bundan önce hiç bu kadar güçlü bir gerginlik hissetmemiştim.

Bazı günlerdeyse tıpkı... Bulutlu bir kış sabahına gülümseyerek uyanmak gibi.

Yalnız olduğumdaysa tıpkı… Her gece camdan dışarı kapımın önündeki boşluğa bakmak gibi.

Kaybolduğumdaysa tıpkı… Yabancılarla dolu olan bir kalabalıkta tanıdık bir yüz aramak gibi.

Her şey soğuk ve tatsız olduğundaysa tıpkı… Sonbaharda eldiven giymek gibi.

Seni özlediğimdeyse tıpkı… Dünlerin tozlarıyla ve yarınların simleriyle boğulmak gibi.

En sonundaysa tıpkı… sesinin “Yeniden başlamak için çok geç değil.” derken yankılanması gibi.

O yüzden düşündüm de belki… eğer senin ismini söylemezsem, senin gerçekliğin sadece hayallerimde yaşar ve sadece yalnız kaldığımda senin ismini fısıldarım.

Papatya Masumiyeti

Seni kıran birini nasıl affedersin? Ruhuna yapışan şeylerden nasıl kurtulursun? Mazinin üstündeki tozlarını nasıl üflersin? Nasıl ateş püskürmeden nefes verirsin?

Her minik detay, her minik kayda değer an… Ama bunların hepsi affetmeye değer mi ki?

Papatya benim için masumiyetin ve bağışlanmanın sembolü.

Bu yüzden bu papatyaların bizi düzelteceğini sadece umabilirsin… Söz vermiyorum.

Her şeyi aceleye getiriyoruz, bağışlanmayı bile. Nankör olduğumuz kadar, tekrar hatalar yapmamızı bekleyen insanlara karşı nazik olmayı unutuyoruz. Bazı hatalar unutulmaz, bazıları da affedilemez.

İlk önce iyi haberi mi duymak istersin yoksa kötü haberi mi?

Eğer ilk önce iyi haberi duymaya dayanamıyorsan… peki neden sabırlı olduğunu iddia ediyorsun? Sen daha kendi mutlu sonunu beklemeyi bile bilmiyorsun…

 

09. 08. 2017