Aşk’ın Evreleri

Aşık olmak tıpkı… derin sulardan yüzeye çıkıp derin nefes almak gibi. Başta biraz başın döner ama sonra alışmaya başlarsın. Etrafındaki eşyaları kırmaya başlarsın, halbuki daha önce sakar değilsindir. Unutursun, en önemli şeyleri unutursun ama o aklından bir türlü çıkmaz. Bu güzel ama acı verici bir şeydir. Ve şanslıysan bu aşkı paylaşırsın. İşte o zaman kelebekler coşar ve onun yaptığı her şeyden kıvılcımlar çıkar. Çocuksu olursun, dalgın olursun ve en çok da kalp kırılmasına dayanıksız olursun.

Aşkın bitmesi tıpkı… gözlüklerini kaybetmişsindir ve uzun zaman sonra onları takman gibi. Çünkü aşıkken kör olursun ya onun seni incittiğini hissetmezsin ve onun seni anlamadığını fark etmezsin, sonuçta… her çiçek başka bir çiçekle aynı saksıda büyüyemez…

Ayrılmak…

Sana cevap vermeyi bıraktığında onu aramayı bırakırsın,

Sana bakmayı bıraktığında ona gülümsemeyi bırakırsın,

Sana değer vermeyi bıraktığında onun için endişelenmeyi bırakırsın,

Seni dinlemeyi bıraktığında konuşmayı bırakırsın,

Sana gelmeyi bıraktığında ona gitmeyi bırakırsın,

Sana gülmeyi bıraktığında ağlamayı bırakırsın,

Seninle paylaşmayı bıraktığında ona sevinmeyi bırakırsın,

Sana koşmayı bıraktığında yürümeyi bırakırsın,

Seni sevmeyi bıraktığında savaşmayı bırakırsın,

Tükenmeden onu hayatından çıkarırsın…

Reklamlar

Bu Dünyadan Tek Ayrılacağız

Sürekli bana bu dünyaya tek geldik ve buradan tek ayrılacağız diyorsun ama… Ben bu dünyaya tek gelmedim. Benim ikizim var! O kadar alışmışım ki çocukluğumdan bahsederken “biz” demeye… Hiç bir zaman yalnız değildim. Annemiz kurduğumuz cümleleri anlamazken o benle uydurma dil konuşurdu ve yanımdaydı. İlk süt dişim elma yerken elmaya saplandığında da yanımdaydı, ben güldüm o ağladı. Hastanede doktor burnumdan tesbih boncuğunu alırken de yanımdaydı. (En başta onu oraya sokmamı o söylemişti, ben de iyi kardeş olmak isteyip onun tavsiyesini dinlemiştim, sadece 3 yaşındaydık.) Misafirler geldiğinde masanın altında saklandığımızda da yanımdaydı. İlkokula başladığımızda utangaçlığından okulda konuşmama kararı aldığında da yanımdaydı, 2 sene boyunca aramızda fısıldadık. Bilgisayarda mikrofonla saçma ses kayıtları alırken de yanımdaydı. (Onları halen saklıyorum.) Okulda zorbalar tarafında itilirken de yanımdaydı. Kızıl Denizi son defa gördüğümüzde de yanımdaydı. Yanımdaydı, o hep yanımdaydı.

Ablam sürekli ikizimle öyle tıpkı ikizler gibi olmadığımızı söylüyor, cinsiyetimiz farklı, sevdiğimiz yemekler farklı vs. vs. ama buna katılmıyorum. Sadece ikizim ve ben bizim aramızdaki ikizlik bağlantısını açıklayabiliriz. Cümlelerimizi tamamlamaktan daha fazlasını yapıyoruz, o daha söylemeden onun ne demek istediğini anlıyorum. İkiz olmak büyülü bir şey.

Belki de yalnızlığımın derinliği başkalarınkinden farklı. En başta hiç bir zaman yalnız değildim. Çok şanslıydım bu hayata en iyi arkadaşımla beraber başladım ama bazen şans tükenir. İkizim ve ben dünyalar kadar uzağız, yan odada olmasına rağmen… Ruhlarımız hiç bir zaman bir değildi. Aynı oyuncakları, yemekleri ve kaderi paylaştık. Ta ki hepsi durana dek. O yüzden lütfen bana yalnızım deme, benim ne kaybettiğimi bilemezsin… Sen her zaman yalnızdın. Bense daima bir ikilinin teki. Eğer ki yollarımız ayrılırsa, hiç bir şey onun bırakacağı boşluğu doldurmaz, dolduramaz…

Dilek Listeleri ve Hayaller

Bir kız ne ister? Çiçekler mi, çikotalar mı? Yoksa kitaplar mı?

Bu kız ne ister? Vaatler ve üstüne serpilmiş mutluluk.

Beni beğenilmemiş yemek gibi tabağında parçalara ayırıyorsun… Peki beni yemeyeceksen neden beni kesiyorsun? Belki de kaybolmuş parçalarımla bir daha bütün olmayacağım ama sadece bir parçayı geri istiyorum, huzurumu….

Yüreğimdeki bu ateş kötü hatıralarımı küle çevirebilir mi?

Unutulmuş doğum günleri ve üflenmiş mumlar

Dilerim, dilerim ki… sadece dileyebilirim. Dilek listemde hangi yerleri sildim?

Londra, Paris mi yoksa sadece bizi mi?

Sarılmalar, çilekler ve şampanyadan bulutlar. Her şeyin içi sensiz boş.

Bir kız ne ister? Ağaçlarla dolu bir bahçede bir gül gibi sevilmek…

Bu kız ne ister? Geçtiği bu tünelin sonunda parlak bir ışık…

Bir kaç saatten fazla süren bir mutluluk…

Unutamayacağı bir yüz…

Yüzünden eksik olmayacağı bir gülüş…

Bu kız ne ister?

O’nu.

13.12.2017

Sonbahar’da Aşk

Minik havai fişekleri, minik havai fişekleri

Sanki ellerimde tutuyorum

Nabzım ve irileşmiş gözbebeklerim

Sakinleş de düşüneyim…

Minik kelebekler, minik kelebelekler

Sinir krizleri ve çocuksu kıkırdamalar

Yağmurlu günler ve kuruyan yapraklar… Sonbaharı zoraki bir gülüşle karşılıyorum. Soğuk kahvelere elvede demekle yeni bir mevsime içimi ısıtan tarçınlı sıcak kahvelere merhaba deme arasında kalıyorum.

Sevmediğim şu kazak sezonu… sanki seninle daha çekilebilir hâle geliyor. Yazdan kalan mayo izleri ve dondurma hayalleri… Özlediğimiz günlerden kartpostallar ve tozlu raflarda hatıralar… Eski dostların çerçeveli resimleri artık çekmecelerde saklı… Bu yalnız kalmış çorap tekini aramakta ümidini çoktan kesti.

Senin için oyduğum balkabağı için sarı ruj… Gözleri için kalpler, ağızı için sivri dişler… sevgim seni korkutuyor mu? Bir mum yakacağım belki de şöminenin önünde oturacağım ama hiç bir şey senin beni geceleri kucaklaman gibi ısıtmıyor.

Bu sonbahar iz bırakmadan gidip geçecek mi yoksa tekrardan herkesin sonbaharda aşık olduğu gibi aşık mı olacağım? Sonbaharda aşık ol ki hatırla… havai fişekleri tek yaz akşamları için değil, ilk defa el ele tutuşanlar için de…

 

28.10.2017

Unutulmuş

Bir şişe mürekkep… bir şişe boya

Bir şişe de unutmak için

Ellerimde mürekkep… Dişimin arasında fırça

Hatırlanacak mıyım?

Sana aşkımı ispat etmem için ne kadar karalamam gerekiyor? (Boyanmak için can atan) Boş tuvallere kaç tane fırça vuruşları gerek? Unutalacak kaç tane sözcük fısıldamalıyım? Bu sırrı daha fazla saklayamamam için kaç gün daha? Kaç kilometre daha uzaklaşacaksın benden? Aşkım büyüyecek mi yoksa küçülecek mi? Unutacak mıyım yoksa vaz mı geçeceğim? Hangisi daha iyi? Hangisi daha az acıyor? Yaşayacak mıyım?

Beni hatırlayacak olanların az olması üzücü… Belki de sanatımı paylaşmaya bu kadar uğraşmamam gerek. Onları sadece bir deftere yazmalıyım ve bir gün dramatik bir şekilde öldüğümde o yazılarımı yayımlarlar. Ama ya kimse o defteri bulamazsa? UNUTALACAĞIM! Bu bir trajedi.

Eserlerimi göremeyecek olan kütüphanelerde sadece bir toz parçasından başka bir şey olamam. Zamanla sararan yapraklar olabilirdim… Arada sırada raflara dokunan parmaklar, belkide sırf arka kapağımı okuyacaklar ama hayır… Ben sadece hayatta anlamı olmayan minicik bir toz parçasıyım… Bir zamanlar sesim vardı ama artık o susturuldu. Belki sesimi duydun ama hatırlayacak mısın? Şimdilerde sessizliğim yokluğumu lanetliyor… Güzel bir şey olabilirdim.

 

13.01.2018

İstanbul’un Martıları

Eğer İstanbul’un sahilde isen ve (simidini paylaşacak) bir arkadaş arıyorsun, ben senin için buradayım. Sadece bir simit parçası ile beni çağırabilirsin. Benim ismim Martı. Daha çok balık yiyen cinsten bir kuşum ama bir iki simit dokunmaz.

Hatırlıyor musun annen hep “Kuşlar bana haber verdi” derdi ya, işte o işi biz yapıyoruz, havada fiyakalı uçuş yaparken simidi yakalamak dışında önemli dedikoduları da taşırız.

Boğaz hep mavi… sabahları ve akşamları farklı mavi tonlara bürünür ama benim en sevdiğim mavi tonu öğlen 3’te… neden mi? Çünkü öğlen 3’te bir sürü feribot Boğaz’da gezintiye çıkar ve simit parçası yakalama şansım artar.

Turistler hep kayıptalar. Özellikle bana nasıl simit atmayı bilmediklerinde! Türk kültürünü öğrenmeleri gerek… Bütün yaptıkları şey… fotoğraf çekip, simitlerini benimle paylaşmamak!! Turdaki zamanlarını nasıl da israf ediyorlar.

Küçük çocukların benim havada uçuşumu seyretmelerini seviyorum… sanki onlara gösteri yapıyormuşum gibi geliyor. Ama özellikle benim hikayemi yazan bu insanı seviyorum çünkü hayatında hiç simidini bizimle paylaşmamış olsa da… eminim ki bir daha ki sefer paylaşır.

Bir defa daha hatırlatıyorum… Eğer sahildeysen ve simidini paylaşmak için bir arkadaş arıyorsan, lütfen bizimle paylaş!

Zehir

Senin için sakladığım boş bir tuvalim vardı. Senin rengini tutturmak için boya ekliyorum ve karıştırıyorum. Arkaplanın rengini seçerken kararsız kaldım. En çok hangi renk yakışır sana? Bütün bu farklı renkler arasında… en çok zehir rengi seni betimliyor…

Neden seni daha önce hiç gitmediğin yerlerde arıyorum? Haliç çok gürültülü ve kalabalık ama seni burada hayal ederken huzur içinde hissediyorum… O yüzden bütün planlarını iptal et ve senin adımlarının beni takip etmediği yerleri ziyaret et… Beni kurtar… Yolculuğuma renk kat…

Sadece tutacağın sözleri ver. Benim fotoğrafımı ben gülümserken çek… ama bil ki eğer gidersen bir daha o şekilde gülmeyeceğim. Senin gideceğini bile bile senden beni ziyaret etmeni istemem üzücü… Ama hepimiz birer ziyaretçi değil miyiz? Biz sadece kaçamadığımız yerlerde uzun kalırız…

Ama içimde bu ateş varken neden burada kalayım? Dünyadaki hiç bir ateş beni yakamadı… senin aşkın kadar…